Description
Sonsuz hikayeler denizinde sayısız tanıma sahip fantastik bir nesne. Evrenin devasa ölçeğinde veya rüyalar aleminde, cesur savaşçının kutsal kılıcı ile prensesin çay kaşığı ya da buz gibi soğuk saat zembereği ile üstünlük kapılarını açacak anahtar arasında gerçek anlamda bir fark yoktur... Her hikayede kahramanın kendine ait bir kutsal kılıcı ve yüzleştiği baş düşmanları olur.
Ve tüm güçlerine ve kurnazlıklarına rağmen kötüler, kutsal kılıcı taşıyan kahramanlar tarafından her zaman yenilirler.
"Yine aynı mı bitiyor? Kahraman, kötü düşmanı yener ve ardından Prenses ile sonsuza dek mutlu yaşarlar..."
Zeki ve zarif genç kadın kitabı kapattı. Sırtındaki kurmalı anahtar hafif, sanki kafası karışmışçasına fırıldandı.
"Anlamıyorum, Alain. Bu hikayeler neden hep aynı şekilde sonlanıyor? Kahraman neden her zaman kazanıyor?"
"Hımm... Sanırım insanlar okuması kolay ve mutlu sonla biten hikayeleri tercih ediyor."
"Eskiden satrancı çok seven bir arkadaşım vardı. Şimdi düşünüyorum da onun sevdiği aslında oyunun kendisi değil, oyunun temsil ettiği şeydi."
"Satranç taşlarının kendileri için belirlenen hamleleri takip etmekten başka seçeneği olmadığını söylerdi. Tıpkı kadere boyun eğmekten başka çaresi olmayan güçsüzler gibi."
"Hikayeler de bundan farklı değil. Hikaye, kahramana bir kutsal kılıç vermişse ona yenmesi için bir ejderha da vermesi gerekir."
Zeki ve zarif genç hanımefendi birkaç saniyeliğine büyük bir ciddiyetle düşündü, ardından hızla mükemmel bir sonuca vardı:
"Bunun ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim yok."
"O zaman sana farklı bir hikaye anlatayım. Bu hikayede kutsal kılıcı olan kahraman kazanmıyor."
"Uzun zaman önce, çok ama çok uzak bir diyarda..."
"Beyaz bir ejderha tarafından yönetilen bir krallık varmış..."
...
Kehanet, krallığın kuruyup yok olmaya mahkum olduğunu ve güzel prensesin de onunla birlikte solup gideceğini söylüyormuş.
Yumurta kabuğunun içindeki ölmekte olan dünyayı kurtarmak için kahraman Nergis Haçı, efsanelerde sözü edilen en büyük kutsal kılıcı aramaya çıkmış.
Kurtuluşa yalnızca sıradan bağları kopararak, tüm dilekleri birleştirerek ve iyiyle kötünün arasındaki sınırları aşarak ulaşılabileceğine inanıyormuş.
Fedakarlıkta sınır tanımaz, gözünü kırpmadan veda edebilen ve acıdan yılmayan biriymiş.
Nergis Haçı kahramanı her zaman o kadar geniş ve yüce hayaller kurarmış ki
başka hiçbir ölümlü bu yükü kaldıramazmış.
Ve böylece kahraman, etten ve kemikten olan vücudunun zayıflığını aşmayı arzulamış.
Tüm günah ve acıyı tek başına omuzlamayı hayal etmiş,
gözyaşı akıtmayan büyünün sırrıyla dünyadaki tüm gözyaşlarını silmeyi
ve kimilerinin yükseliş diye adlandırdığı, insanın maymundan evrilmesine benzer bir dönüşüme ulaşmak istemiş.
Ama halkı olmayan bir krallık ne işe yarardı?
Bu yüzden beyaz ejderha eski yollara inatla tutunarak, erdemli kahramanı durdurmaya çalışmış.
Sayısız şeytani mekanizma inşa etmiş ve bunları tüm diyara yaymış.
Ta ki kahraman Nergis Haçı, kutsal kılıcı taşımasına rağmen çaresiz bir halde köşeye sıkıştırılana kadar.
Ve kahraman, her şeyi eriten kanyona düşmeden önce, ejderhayla birlikte geçirdiği zamanları düşünür gibi olmuş. Sonra demiş ki:
"Senden nefret etmek için bir nedenim yok. Benim gördüklerimi henüz görmediğin için beni durdurmak istiyorsun."
"Tüm bu ruhları kurtarmak için geri döneceğim. On yıl, hatta yüz yıl geçse bile yeni bir evren olarak tekrar doğacağım."
Onun hayali hep bu kadar içten olduğunu düşünmüş ejderha. Bir anlığına ejderha, kahramanın kazanmasını bile dilemişti belki.
Yine de sonunda bir ejderha, ejderhadır. Bir kahramanın yüreğiyle bu kadar kolay sarsılmaz.
Sonunda ejderha, kahraman yarığa düşerken hayalinin de yok oluşunu ve onunla birlikte her şeyin boşa gidişini yalnızca seyretmiş.
...
"Ejderha ne kadar korkunç."
"Evet. O, bu yüzden ejderhaydı. Kahramanı yenmiş olsa da, en çok değer verdiği her şeyi kaybetti."
"Belki de ejderha, kahramanın seçimini anlayamıyordu. Kahraman, insan dünyasını kurtarmak istiyordu ancak insanlığın zayıflığını kabul edemiyordu."
"Ve eğer herkes kaderin üstüne çıkacak kadar kuvvetli bir kahraman olamıyorsa, tek bir kişinin üstün olmasının hiçbir anlamı yoktu."
"Hıh... Bu hikayeyi beğenmedim. Kahraman çok kibirliydi ve ejderha da çok inatçı. İkisi de başka bir yol bulamayan aptallardan ibaretti."
"Dünyayı kurtarmak istediklerini iddia ettiler ama birbirlerinin ne düşündüğünü bile anlayamadılar. Ben olsam, bunu asla böyle yapmazdım."
"Bunu duymak güzel. Sonuçta, dünyayı kurtarmak için kendini feda etme fikri, gerçekçi olmayan bir saplantıdan öte değil."
"Her hikayede kahramanın kendine ait bir kutsal kılıcı ve yüzleştiği baş düşmanları olur."
"Ve tüm güçlerine ve kurnazlıklarına rağmen kötüler, kutsal kılıcı taşıyan kahramanlar tarafından her zaman yenilirler."
Ve tüm güçlerine ve kurnazlıklarına rağmen kötüler, kutsal kılıcı taşıyan kahramanlar tarafından her zaman yenilirler.
"Yine aynı mı bitiyor? Kahraman, kötü düşmanı yener ve ardından Prenses ile sonsuza dek mutlu yaşarlar..."
Zeki ve zarif genç kadın kitabı kapattı. Sırtındaki kurmalı anahtar hafif, sanki kafası karışmışçasına fırıldandı.
"Anlamıyorum, Alain. Bu hikayeler neden hep aynı şekilde sonlanıyor? Kahraman neden her zaman kazanıyor?"
"Hımm... Sanırım insanlar okuması kolay ve mutlu sonla biten hikayeleri tercih ediyor."
"Eskiden satrancı çok seven bir arkadaşım vardı. Şimdi düşünüyorum da onun sevdiği aslında oyunun kendisi değil, oyunun temsil ettiği şeydi."
"Satranç taşlarının kendileri için belirlenen hamleleri takip etmekten başka seçeneği olmadığını söylerdi. Tıpkı kadere boyun eğmekten başka çaresi olmayan güçsüzler gibi."
"Hikayeler de bundan farklı değil. Hikaye, kahramana bir kutsal kılıç vermişse ona yenmesi için bir ejderha da vermesi gerekir."
Zeki ve zarif genç hanımefendi birkaç saniyeliğine büyük bir ciddiyetle düşündü, ardından hızla mükemmel bir sonuca vardı:
"Bunun ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim yok."
"O zaman sana farklı bir hikaye anlatayım. Bu hikayede kutsal kılıcı olan kahraman kazanmıyor."
"Uzun zaman önce, çok ama çok uzak bir diyarda..."
"Beyaz bir ejderha tarafından yönetilen bir krallık varmış..."
...
Kehanet, krallığın kuruyup yok olmaya mahkum olduğunu ve güzel prensesin de onunla birlikte solup gideceğini söylüyormuş.
Yumurta kabuğunun içindeki ölmekte olan dünyayı kurtarmak için kahraman Nergis Haçı, efsanelerde sözü edilen en büyük kutsal kılıcı aramaya çıkmış.
Kurtuluşa yalnızca sıradan bağları kopararak, tüm dilekleri birleştirerek ve iyiyle kötünün arasındaki sınırları aşarak ulaşılabileceğine inanıyormuş.
Fedakarlıkta sınır tanımaz, gözünü kırpmadan veda edebilen ve acıdan yılmayan biriymiş.
Nergis Haçı kahramanı her zaman o kadar geniş ve yüce hayaller kurarmış ki
başka hiçbir ölümlü bu yükü kaldıramazmış.
Ve böylece kahraman, etten ve kemikten olan vücudunun zayıflığını aşmayı arzulamış.
Tüm günah ve acıyı tek başına omuzlamayı hayal etmiş,
gözyaşı akıtmayan büyünün sırrıyla dünyadaki tüm gözyaşlarını silmeyi
ve kimilerinin yükseliş diye adlandırdığı, insanın maymundan evrilmesine benzer bir dönüşüme ulaşmak istemiş.
Ama halkı olmayan bir krallık ne işe yarardı?
Bu yüzden beyaz ejderha eski yollara inatla tutunarak, erdemli kahramanı durdurmaya çalışmış.
Sayısız şeytani mekanizma inşa etmiş ve bunları tüm diyara yaymış.
Ta ki kahraman Nergis Haçı, kutsal kılıcı taşımasına rağmen çaresiz bir halde köşeye sıkıştırılana kadar.
Ve kahraman, her şeyi eriten kanyona düşmeden önce, ejderhayla birlikte geçirdiği zamanları düşünür gibi olmuş. Sonra demiş ki:
"Senden nefret etmek için bir nedenim yok. Benim gördüklerimi henüz görmediğin için beni durdurmak istiyorsun."
"Tüm bu ruhları kurtarmak için geri döneceğim. On yıl, hatta yüz yıl geçse bile yeni bir evren olarak tekrar doğacağım."
Onun hayali hep bu kadar içten olduğunu düşünmüş ejderha. Bir anlığına ejderha, kahramanın kazanmasını bile dilemişti belki.
Yine de sonunda bir ejderha, ejderhadır. Bir kahramanın yüreğiyle bu kadar kolay sarsılmaz.
Sonunda ejderha, kahraman yarığa düşerken hayalinin de yok oluşunu ve onunla birlikte her şeyin boşa gidişini yalnızca seyretmiş.
...
"Ejderha ne kadar korkunç."
"Evet. O, bu yüzden ejderhaydı. Kahramanı yenmiş olsa da, en çok değer verdiği her şeyi kaybetti."
"Belki de ejderha, kahramanın seçimini anlayamıyordu. Kahraman, insan dünyasını kurtarmak istiyordu ancak insanlığın zayıflığını kabul edemiyordu."
"Ve eğer herkes kaderin üstüne çıkacak kadar kuvvetli bir kahraman olamıyorsa, tek bir kişinin üstün olmasının hiçbir anlamı yoktu."
"Hıh... Bu hikayeyi beğenmedim. Kahraman çok kibirliydi ve ejderha da çok inatçı. İkisi de başka bir yol bulamayan aptallardan ibaretti."
"Dünyayı kurtarmak istediklerini iddia ettiler ama birbirlerinin ne düşündüğünü bile anlayamadılar. Ben olsam, bunu asla böyle yapmazdım."
"Bunu duymak güzel. Sonuçta, dünyayı kurtarmak için kendini feda etme fikri, gerçekçi olmayan bir saplantıdan öte değil."
"Her hikayede kahramanın kendine ait bir kutsal kılıcı ve yüzleştiği baş düşmanları olur."
"Ve tüm güçlerine ve kurnazlıklarına rağmen kötüler, kutsal kılıcı taşıyan kahramanlar tarafından her zaman yenilirler."