Story
Karakter Hikayesi 5
Karakter Hikayesi 5
Her şey belli belirsiz bir seziyle başladı.
"Profesör Linnea, bunu soracağımı nasıl bildiniz?"
"Heh heh... Belki de tecrübedendir." İçini bir huzursuzluk kaplarken tuhafça güldü.
Linnea ilk kehanet rüyasını Ruh Elçisi Şampiyonasında gördü ve gerçeği ancak o zaman öğrendi. Değiştirilemez kaderleri görme yeteneği bahşedilmiş bir Fey ırkı olan Kehanet Kuşlarının soyundan geliyordu.
"Hem felaketin hem sevincin haberini veririz herkese, bakarak geçmiş şafaklara ve gelecek gecelere. Hem korkulur hem saygı duyulur gücümüze, yalnızca biz nefret ederiz halimizden böylesine."
Dışarıdan bakıldığında bu güç paha biçilmez bir armağan gibi görünse de Kehanet Kuşları için bir lütuftan ziyade onları perişan eden bir lanetti.
Bu acı gerçeği ona ablası Celaeno açıklamıştı. Celaeno yıllar boyunca donmuş tundranın amansız yalnızlığına göğüs germiş, kehanetlerin yükünü tek başına omuzlamıştı. Böylesine ağır bir bilgiden bihaber büyüyen Linnea'ya baktığında yüreğine buruk bir sızı saplandı, zira er ya da geç küçük kız kardeşinin de büyümenin bedelini ödemek zorunda kalacağını biliyordu.
Ancak beklediğinin aksine Linnea umutsuzluk girdabına kapılmadı. Önceden belirlenmiş bir geleceğin ağırlığı yüreğine korku salsa da sonrasında söyledikleri ablasını derinden etkiledi.
"Sonumuz bizim için çoktan çizilmiş olabilir ama oraya giden binbir türlü yol var."
Hayatta meçhul bir yarını beklemenin faydası yoktur, akıp giden her anı doyasıya yaşamak gerekir. Kaderin önüne geçilemez belki ama en az onun kadar ebedi şeyler de vardır: Ona can veren anne babasının sevgisi ve hiçbir kehanetin koparamayacağı kardeşlik bağları örneğin.
Ne yazık ki iki kız kardeş beklenenden çok daha erken vedalaşmak zorunda kaldı. Yarışmanın ertesi günü şafak vakti, demir alan bir geminin düdüğü rıhtımda yankılandı.
Celaeno tam gemiye binmek üzereyken arkasından telaşlı ayak sesleri ve çaresiz bir çığlık yankılandı.
"Celaeno! Bekle!"
Celaeno, karşısında Linnea'yı buldu. Alelacele koşturmaktan minik kanatları darmadağın olmuş, kollarındaki paket yığını da devrilmek üzereydi.
"Ha? Şampiyonadan sonra zaten vedalaşmamış mıydık?"
"Heh, o dündü. Bugün seni bir kez daha görmek istedim! Sana yetişebildiğime çok sevindim. Şimdi, bunu, bunu ve bunların hepsini al bakalım!"
Linnea, hâlâ olan biteni anlamlandırmaya çalışan şaşkın Celaeno'nun kollarına hediyeleri apar topar tutuşturdu.
"Bu annemiz ve babamız için, bu senin için... Bunları da beni evlat edinen anne babama ve onların kızına verebilir misin?"
"Sence de bu kadarı biraz fazla değil mi?" Celaeno, gülmekle çaresizce iç çekmek arasında kalarak hediye dağının üzerinden baktı. "Bütün Nasha Kasabası'nı mı doldurdun buraya?"
"Yoo, hiç de fazla değil!" diyerek en üstteki kutuyu ciddiyetle sabitledi Linnea. "Telafi etmem gereken onca yıl var! Ayrıca... Madem birlikte olamayacağız, en azından bu hatıralar benim yokluğumda sana eşlik etsin."
Gemi düdüğü bir kez daha çalarak herkesi veda faslını bitirmeye davet etti.
Celaeno, ancak Linnea'nın kıyıdaki silüeti küçücük bir noktaya dönüştüğünde bakışlarını oradan ayırabildi. Paketlerin arasına sıkıştırılmış mektuba uzandı. Zarfı açıktı, gönderen kişinin onu kapatamayacak kadar acelesinin olduğu belliydi.
"Sevgili ablacığım,
Beni özlediğinde mektup yaz demiştin ya hani? İşte ben de öyle yapıyorum! Bu kadar çabuk gitmek zorunda kalman çok kötü oldu, sana Nod-Krai'ı güzelce gezdirebilmeyi çok isterdim. Sana Gece Çiçeğini gösterirdim mesela... Çok güzeller; biri mavi, diğeri pembe iki taçyaprakları var. Tıpkı senin ve benim gibi, hehe. Ha bir de, seni Çın Çın Krumkake Atölyesine götürecektim. Oraya ne zaman gitsem dizlerimin bağı çözülüyor ama gerçekten çok havalı aygıtlarla dolu... Eminim sen de oraya ilk girdiğinde benim gibi ödün patlardı. Sonuçta kardeşiz! Keşke biraz daha kalabilseydin. Ama sorun değil, önümüzde daha çok zamanımız var. Hayatın tüm büyük anlarında birbirimizin yanında olacağız. Eminim senin görülerinde de ben varımdır, değil mi? Kehanet Kuşlarının kızları olmanın yükü ağır olsa da... En azından artık bu yükü birlikte sırtlanabiliriz ablacığım!"
Celaeno mektubu kaldırdı ve geminin korkuluğuna yaslanıp yukarı baktı.
Düdük sesine çekilen deniz kuşları, masmavi gökyüzünde durmaksızın daireler çiziyordu.
"Profesör Linnea, bunu soracağımı nasıl bildiniz?"
"Heh heh... Belki de tecrübedendir." İçini bir huzursuzluk kaplarken tuhafça güldü.
Linnea ilk kehanet rüyasını Ruh Elçisi Şampiyonasında gördü ve gerçeği ancak o zaman öğrendi. Değiştirilemez kaderleri görme yeteneği bahşedilmiş bir Fey ırkı olan Kehanet Kuşlarının soyundan geliyordu.
"Hem felaketin hem sevincin haberini veririz herkese, bakarak geçmiş şafaklara ve gelecek gecelere. Hem korkulur hem saygı duyulur gücümüze, yalnızca biz nefret ederiz halimizden böylesine."
Dışarıdan bakıldığında bu güç paha biçilmez bir armağan gibi görünse de Kehanet Kuşları için bir lütuftan ziyade onları perişan eden bir lanetti.
Bu acı gerçeği ona ablası Celaeno açıklamıştı. Celaeno yıllar boyunca donmuş tundranın amansız yalnızlığına göğüs germiş, kehanetlerin yükünü tek başına omuzlamıştı. Böylesine ağır bir bilgiden bihaber büyüyen Linnea'ya baktığında yüreğine buruk bir sızı saplandı, zira er ya da geç küçük kız kardeşinin de büyümenin bedelini ödemek zorunda kalacağını biliyordu.
Ancak beklediğinin aksine Linnea umutsuzluk girdabına kapılmadı. Önceden belirlenmiş bir geleceğin ağırlığı yüreğine korku salsa da sonrasında söyledikleri ablasını derinden etkiledi.
"Sonumuz bizim için çoktan çizilmiş olabilir ama oraya giden binbir türlü yol var."
Hayatta meçhul bir yarını beklemenin faydası yoktur, akıp giden her anı doyasıya yaşamak gerekir. Kaderin önüne geçilemez belki ama en az onun kadar ebedi şeyler de vardır: Ona can veren anne babasının sevgisi ve hiçbir kehanetin koparamayacağı kardeşlik bağları örneğin.
Ne yazık ki iki kız kardeş beklenenden çok daha erken vedalaşmak zorunda kaldı. Yarışmanın ertesi günü şafak vakti, demir alan bir geminin düdüğü rıhtımda yankılandı.
Celaeno tam gemiye binmek üzereyken arkasından telaşlı ayak sesleri ve çaresiz bir çığlık yankılandı.
"Celaeno! Bekle!"
Celaeno, karşısında Linnea'yı buldu. Alelacele koşturmaktan minik kanatları darmadağın olmuş, kollarındaki paket yığını da devrilmek üzereydi.
"Ha? Şampiyonadan sonra zaten vedalaşmamış mıydık?"
"Heh, o dündü. Bugün seni bir kez daha görmek istedim! Sana yetişebildiğime çok sevindim. Şimdi, bunu, bunu ve bunların hepsini al bakalım!"
Linnea, hâlâ olan biteni anlamlandırmaya çalışan şaşkın Celaeno'nun kollarına hediyeleri apar topar tutuşturdu.
"Bu annemiz ve babamız için, bu senin için... Bunları da beni evlat edinen anne babama ve onların kızına verebilir misin?"
"Sence de bu kadarı biraz fazla değil mi?" Celaeno, gülmekle çaresizce iç çekmek arasında kalarak hediye dağının üzerinden baktı. "Bütün Nasha Kasabası'nı mı doldurdun buraya?"
"Yoo, hiç de fazla değil!" diyerek en üstteki kutuyu ciddiyetle sabitledi Linnea. "Telafi etmem gereken onca yıl var! Ayrıca... Madem birlikte olamayacağız, en azından bu hatıralar benim yokluğumda sana eşlik etsin."
Gemi düdüğü bir kez daha çalarak herkesi veda faslını bitirmeye davet etti.
Celaeno, ancak Linnea'nın kıyıdaki silüeti küçücük bir noktaya dönüştüğünde bakışlarını oradan ayırabildi. Paketlerin arasına sıkıştırılmış mektuba uzandı. Zarfı açıktı, gönderen kişinin onu kapatamayacak kadar acelesinin olduğu belliydi.
"Sevgili ablacığım,
Beni özlediğinde mektup yaz demiştin ya hani? İşte ben de öyle yapıyorum! Bu kadar çabuk gitmek zorunda kalman çok kötü oldu, sana Nod-Krai'ı güzelce gezdirebilmeyi çok isterdim. Sana Gece Çiçeğini gösterirdim mesela... Çok güzeller; biri mavi, diğeri pembe iki taçyaprakları var. Tıpkı senin ve benim gibi, hehe. Ha bir de, seni Çın Çın Krumkake Atölyesine götürecektim. Oraya ne zaman gitsem dizlerimin bağı çözülüyor ama gerçekten çok havalı aygıtlarla dolu... Eminim sen de oraya ilk girdiğinde benim gibi ödün patlardı. Sonuçta kardeşiz! Keşke biraz daha kalabilseydin. Ama sorun değil, önümüzde daha çok zamanımız var. Hayatın tüm büyük anlarında birbirimizin yanında olacağız. Eminim senin görülerinde de ben varımdır, değil mi? Kehanet Kuşlarının kızları olmanın yükü ağır olsa da... En azından artık bu yükü birlikte sırtlanabiliriz ablacığım!"
Celaeno mektubu kaldırdı ve geminin korkuluğuna yaslanıp yukarı baktı.
Düdük sesine çekilen deniz kuşları, masmavi gökyüzünde durmaksızın daireler çiziyordu.
Karakter Hikayesi 5
Karakter Hikayesi 5
Her şey belli belirsiz bir seziyle başladı.
"Profesör Linnea, bunu soracağımı nasıl bildiniz?"
"Heh heh... Belki de tecrübedendir." İçini bir huzursuzluk kaplarken tuhafça güldü.
Linnea ilk kehanet rüyasını Ruh Elçisi Şampiyonasında gördü ve gerçeği ancak o zaman öğrendi. Değiştirilemez kaderleri görme yeteneği bahşedilmiş bir Fey ırkı olan Kehanet Kuşlarının soyundan geliyordu.
"Hem felaketin hem sevincin haberini veririz herkese, bakarak geçmiş şafaklara ve gelecek gecelere. Hem korkulur hem saygı duyulur gücümüze, yalnızca biz nefret ederiz halimizden böylesine."
Dışarıdan bakıldığında bu güç paha biçilmez bir armağan gibi görünse de Kehanet Kuşları için bir lütuftan ziyade onları perişan eden bir lanetti.
Bu acı gerçeği ona ablası Celaeno açıklamıştı. Celaeno yıllar boyunca donmuş tundranın amansız yalnızlığına göğüs germiş, kehanetlerin yükünü tek başına omuzlamıştı. Böylesine ağır bir bilgiden bihaber büyüyen Linnea'ya baktığında yüreğine buruk bir sızı saplandı, zira er ya da geç küçük kız kardeşinin de büyümenin bedelini ödemek zorunda kalacağını biliyordu.
Ancak beklediğinin aksine Linnea umutsuzluk girdabına kapılmadı. Önceden belirlenmiş bir geleceğin ağırlığı yüreğine korku salsa da sonrasında söyledikleri ablasını derinden etkiledi.
"Sonumuz bizim için çoktan çizilmiş olabilir ama oraya giden binbir türlü yol var."
Hayatta meçhul bir yarını beklemenin faydası yoktur, akıp giden her anı doyasıya yaşamak gerekir. Kaderin önüne geçilemez belki ama en az onun kadar ebedi şeyler de vardır: Ona can veren anne babasının sevgisi ve hiçbir kehanetin koparamayacağı kardeşlik bağları örneğin.
Ne yazık ki iki kız kardeş beklenenden çok daha erken vedalaşmak zorunda kaldı. Yarışmanın ertesi günü şafak vakti, demir alan bir geminin düdüğü rıhtımda yankılandı.
Celaeno tam gemiye binmek üzereyken arkasından telaşlı ayak sesleri ve çaresiz bir çığlık duyuldu.
"Celaeno! Bekle!"
Celaeno, karşısında Linnea'yı buldu. Alelacele koşturmaktan minik kanatları darmadağın olmuş, kollarındaki paket yığını da devrilmek üzereydi.
"Ha? Şampiyonadan sonra zaten vedalaşmadık mı?"
"Heh, o dündü. Bugün seni bir kez daha görmek istedim! Sana yetişebildiğime çok sevindim. Şimdi, bunu, bunu ve bunların hepsini al bakalım!"
Linnea, hâlâ olan biteni anlamlandırmaya çalışan şaşkın Celaeno'nun kollarına hediyeleri apar topar tutuşturdu.
"Bu annemiz ve babamız için, bu senin için... Bunları da beni evlat edinen anne babama ve onların kızına verebilir misin?"
"Sence bu kadarı biraz fazla değil mi?" Celaeno, gülmekle çaresizce iç çekmek arasında kalarak hediye dağının üzerinden baktı. "Bütün Nasha Kasabası'nı mı satın aldın, ne yaptın?"
"Yoo, hiç de fazla değil!" diyerek en üstteki kutuyu ciddiyetle sabitledi Linnea. "Telafi etmem gereken onca yıl var! Ayrıca... Madem birlikte olamayacağız, en azından bu hatıralar benim yokluğumda sana eşlik etsin."
Gemi düdüğü bir kez daha çalarak herkesi veda faslını bitirmeye davet etti.
Celaeno, ancak Linnea'nın kıyıdaki silüeti küçücük bir noktaya dönüştüğünde bakışlarını oradan ayırabildi. Paketlerin arasına sıkıştırılmış mektuba uzandı. Zarfı açıktı, gönderen kişinin onu kapatamayacak kadar acelesinin olduğu belliydi.
"Sevgili ablacığım,
Beni özlediğinde mektup yaz demiştin ya hani? İşte ben de öyle yapıyorum! Bu kadar çabuk gitmek zorunda kalman çok kötü oldu, sana Nod-Krai'ı güzelce gezdirebilmeyi çok isterdim. Sana Gece Çiçeğini gösterirdim mesela... O kadar güzel ki; biri mavi, diğeri pembe iki taç yaprağı var. Tıpkı senin ve benim gibi, hehe. Ha bir de, seni Çın Çın Krumkake Atölyesine götürecektim. Oraya ne zaman gitsem dizlerimin bağı çözülüyor ama gerçekten çok havalı aygıtlarla dolu... Eminim oraya ilk girdiğinde senin de benim gibi ödün patlardı. Sonuçta kardeşiz! Keşke biraz daha kalabilseydin. Ama sorun değil, önümüzde daha çok zamanımız var. Hayatın tüm büyük anlarında birbirimizin yanında olacağız. Eminim senin görülerinde de ben varımdır, değil mi? Kehanet Kuşlarının kızları olmanın yükü ağır olsa da... En azından artık bu yükü birlikte sırtlanabiliriz ablacığım!"
Celaeno mektubu zarfına geri koydu ve geminin korkuluğuna yaslanıp yukarı baktı.
Düdük sesine çekilen deniz kuşları, masmavi gökyüzünde durmaksızın daireler çiziyordu.
"Profesör Linnea, bunu soracağımı nasıl bildiniz?"
"Heh heh... Belki de tecrübedendir." İçini bir huzursuzluk kaplarken tuhafça güldü.
Linnea ilk kehanet rüyasını Ruh Elçisi Şampiyonasında gördü ve gerçeği ancak o zaman öğrendi. Değiştirilemez kaderleri görme yeteneği bahşedilmiş bir Fey ırkı olan Kehanet Kuşlarının soyundan geliyordu.
"Hem felaketin hem sevincin haberini veririz herkese, bakarak geçmiş şafaklara ve gelecek gecelere. Hem korkulur hem saygı duyulur gücümüze, yalnızca biz nefret ederiz halimizden böylesine."
Dışarıdan bakıldığında bu güç paha biçilmez bir armağan gibi görünse de Kehanet Kuşları için bir lütuftan ziyade onları perişan eden bir lanetti.
Bu acı gerçeği ona ablası Celaeno açıklamıştı. Celaeno yıllar boyunca donmuş tundranın amansız yalnızlığına göğüs germiş, kehanetlerin yükünü tek başına omuzlamıştı. Böylesine ağır bir bilgiden bihaber büyüyen Linnea'ya baktığında yüreğine buruk bir sızı saplandı, zira er ya da geç küçük kız kardeşinin de büyümenin bedelini ödemek zorunda kalacağını biliyordu.
Ancak beklediğinin aksine Linnea umutsuzluk girdabına kapılmadı. Önceden belirlenmiş bir geleceğin ağırlığı yüreğine korku salsa da sonrasında söyledikleri ablasını derinden etkiledi.
"Sonumuz bizim için çoktan çizilmiş olabilir ama oraya giden binbir türlü yol var."
Hayatta meçhul bir yarını beklemenin faydası yoktur, akıp giden her anı doyasıya yaşamak gerekir. Kaderin önüne geçilemez belki ama en az onun kadar ebedi şeyler de vardır: Ona can veren anne babasının sevgisi ve hiçbir kehanetin koparamayacağı kardeşlik bağları örneğin.
Ne yazık ki iki kız kardeş beklenenden çok daha erken vedalaşmak zorunda kaldı. Yarışmanın ertesi günü şafak vakti, demir alan bir geminin düdüğü rıhtımda yankılandı.
Celaeno tam gemiye binmek üzereyken arkasından telaşlı ayak sesleri ve çaresiz bir çığlık duyuldu.
"Celaeno! Bekle!"
Celaeno, karşısında Linnea'yı buldu. Alelacele koşturmaktan minik kanatları darmadağın olmuş, kollarındaki paket yığını da devrilmek üzereydi.
"Ha? Şampiyonadan sonra zaten vedalaşmadık mı?"
"Heh, o dündü. Bugün seni bir kez daha görmek istedim! Sana yetişebildiğime çok sevindim. Şimdi, bunu, bunu ve bunların hepsini al bakalım!"
Linnea, hâlâ olan biteni anlamlandırmaya çalışan şaşkın Celaeno'nun kollarına hediyeleri apar topar tutuşturdu.
"Bu annemiz ve babamız için, bu senin için... Bunları da beni evlat edinen anne babama ve onların kızına verebilir misin?"
"Sence bu kadarı biraz fazla değil mi?" Celaeno, gülmekle çaresizce iç çekmek arasında kalarak hediye dağının üzerinden baktı. "Bütün Nasha Kasabası'nı mı satın aldın, ne yaptın?"
"Yoo, hiç de fazla değil!" diyerek en üstteki kutuyu ciddiyetle sabitledi Linnea. "Telafi etmem gereken onca yıl var! Ayrıca... Madem birlikte olamayacağız, en azından bu hatıralar benim yokluğumda sana eşlik etsin."
Gemi düdüğü bir kez daha çalarak herkesi veda faslını bitirmeye davet etti.
Celaeno, ancak Linnea'nın kıyıdaki silüeti küçücük bir noktaya dönüştüğünde bakışlarını oradan ayırabildi. Paketlerin arasına sıkıştırılmış mektuba uzandı. Zarfı açıktı, gönderen kişinin onu kapatamayacak kadar acelesinin olduğu belliydi.
"Sevgili ablacığım,
Beni özlediğinde mektup yaz demiştin ya hani? İşte ben de öyle yapıyorum! Bu kadar çabuk gitmek zorunda kalman çok kötü oldu, sana Nod-Krai'ı güzelce gezdirebilmeyi çok isterdim. Sana Gece Çiçeğini gösterirdim mesela... O kadar güzel ki; biri mavi, diğeri pembe iki taç yaprağı var. Tıpkı senin ve benim gibi, hehe. Ha bir de, seni Çın Çın Krumkake Atölyesine götürecektim. Oraya ne zaman gitsem dizlerimin bağı çözülüyor ama gerçekten çok havalı aygıtlarla dolu... Eminim oraya ilk girdiğinde senin de benim gibi ödün patlardı. Sonuçta kardeşiz! Keşke biraz daha kalabilseydin. Ama sorun değil, önümüzde daha çok zamanımız var. Hayatın tüm büyük anlarında birbirimizin yanında olacağız. Eminim senin görülerinde de ben varımdır, değil mi? Kehanet Kuşlarının kızları olmanın yükü ağır olsa da... En azından artık bu yükü birlikte sırtlanabiliriz ablacığım!"
Celaeno mektubu zarfına geri koydu ve geminin korkuluğuna yaslanıp yukarı baktı.
Düdük sesine çekilen deniz kuşları, masmavi gökyüzünde durmaksızın daireler çiziyordu.

